• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • Ağrı -3 °C

Yunus Emre’nin Hayatı

Yunus Emre’nin Hayatı
Yunus Emre’nin HayatıYunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona erdiği dönemde dünyaya gelmiştir. İran, Irak ve Azerbaycan’ı işgal eden Moğollar, Anadolu’ya kadar girdiler ve buradaki varlıkları ele geçirmek için fırsat kolladılar.Yunus Emre’nin Hayatı

Yunus Emre’nin Hayatı

Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona erdiği dönemde dünyaya gelmiştir. İran, Irak ve Azerbaycan’ı işgal eden Moğollar, Anadolu’ya kadar girdiler ve buradaki varlıkları ele geçirmek için fırsat kolladılar. Selçuklu ordusu ise tüm bu istilaya karşılık Baba İshak ve Baba İlyas’ı destekleyenleri kılıçtan geçirerek onları yenilgiye uğrattı. Buna rağmen, özellikle Türkmenler üzerinde büyük bir etkileri olan bu kişilerin fikri ve manevi etkilerini silemediler. Ayaklanma, Türkmenlerin Selçuklulara karşı küskünlüğü git gide arttı ve devletin ekonomik gücü iyice zayıfladı. Moğol saldırıları devam ederken, Anadolu’daki hakimiyetleri de gittikçe arttı. Çok ağır vergi isteklerini, halk üzerinde kurdukları baskıyla karşılıyorlardı ve bu durum Anadolu halkını güvensizlik ortamına sürüklüyordu.

Selçukluların sadece kağıt üzerinde varlıklarını sürdürdükleri bu dönemde, asıl hakimiyet Moğolların elindeydi. Nitekim, Kılıç Arslan’ın ölümüyle (1318) Selçuklu Devleti’nin sona erdiği kabul edilir ve Yunus Emre’de yaklaşık olarak bu yıllarda vefat etmiştir. Görüldüğü üzere, Yunus Emre’nin tüm hayatı Selçuklunun çöküş dönemime denk gelmiştir. Siyasi ve ekonomik sorunlar, isyan ve savaşlar içerisinde yaşamış, birçok dini düşüncenin olduğu Anadolu’da halka hoşgörü, sevgi, dindarlık ve erdem aşılamaya çalışmıştır. Bu özelliklerinden dolayı da eserleri yayılmış ve sevilerek uzun yıllar boyunca dilden dile taşınmıştır.

Yunus Emre’nin böylesine karmaşık bir dönemde nerede doğduğu, nelerle meşgul olduğu, hangi şehirlerde yaşadığı ve nerede öldüğü de bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre Sakarya Nehri, Bolu veya Sivrihisar civarında yaşamıştır. Bu kaynaklar, Yunus Emre’nin Orta Anadolu’da dünyaya geldiğini ve yaşadığını gösterebilir. İlgili kaynaklarda onun okul eğitimi almadığından bahsedilse de, kısmen de olsa eğitim gördüğünü kabul etmek gerekir. “Ne elif okudum ne de cim” şeklindeki yazılarından eğitim almadığı düşünülse de, bu yazıları sadece Hz. Muhammed’e duyduğu saygıyı ifade etmek için kalemine aldığı kabul edilir. Başka bir yazısında “Mescid-ü medresede çok ibadet eyledim” diyen Yunus Emre’nin belli bir eğitim aldığı açıktır. Ayrıca tahsilini Konya’da yapmış olduğunu belirten kaynaklarda vardır. Yunus Emre, Mevlana öldüğünde 32-33 yaşlarındaydı ve bazı sözlerinden dolayı onunla konuştuğu ve sohbetlerinde bulunduğu gerçeği de anlaşılmaktadır.

Yunus Emre’nin Seyahatleri ve Hacı Bektaş-ı Veli ile Münasebeti

Yunus Emre, aynı zamanda bir derviş olarak Azerbaycan, İran ve Anadolu’nun doğusuna kadar yolculuklar yapmıştır. Ayrıca Sivas, Kayseri, Nahçıvan, Şiraz, Maraş, Tebriz ve Şam gibi birçok kültür merkezine de gitmiş, buralarda kendi tasavvufi düşüncelerini yaymaya çabalamıştır. Bir şiirinde geçen “Bunda dahi verdin bize oğulu, kız çift-ü helal” ifadesi, Yunus Emre’nin evlendiğini ve çocuklarının olduğunu göstermektedir.

Yunus Emre, bazı şiirlerinde şeyhinin Taptuk Emre olduğunu ifade etmiştir ve bir eserinde kendisini “Taptuklu Yunus” olarak tanımlamıştır. Bazı kaynaklara göre, Yunus Emre’nin yolu Hacı Bektaş-ı Veli’ye de dayanmaktadır. Bu kaynaklar, Taptuk Emre’yi Bektaş-ı Veli’nin halifesi olarak göstermektedirler. Bektaşi söylemlerine göre, Hacı Bektaş Anadolu’ya vardığında yanında Emre isimli birisi de vardı. Rum erenlerinin tamamı Hacı Bektaş’ın davetini kabul edip ziyaret ettikleri halde Emre gitmemiştir. Daha sonra Hacı Bektaş, Emre’yi yanına çağırmış ve gelmesinin nedenini sormuş. Emre, erenler meclisinde perde arkasından kendine doğru çıkan bir elin nasip verdiğini ve ilgili mecliste Hacı Bektaş adında bir kişi görmediğini söylemiştir. Hacı Bektaş bunun üzerine o elin bir işareti olup olmadığını Emre’ye sormuş ve Emre’de elin ayasında yeşil renkli bir ben gördüğünü söylemiştir. Hacı Bektaş elini Emre’ye doğru uzatmış ve onun avucundaki yeşil beni gören Emre şaşırarak üç defa “Taptuk padişahım” demiştir. Bu olaydan sonra da adı Taptuk Emre olarak kalmıştır.

Yunus Emre, hiçbir eserinde Hacı Bektaş-ı Veli’den söz etmemiştir, ancak tasavvuf ve din anlayışı ile birlikte Veli’nin anlayışları arasında önemli paralellikler vardır. Bektaş-ı Veli’nin anlayışı da büyük bir ölçüde Ahmed Yesevi’nin anlayışına dayanır ve bu bakımdan Yunus Emre’nin de bu kaynağa bağlı olması, aralarında güçlü bir etki olduğunu gösterir. Yunus Emre, tüm bu duygu ve düşünceleriyle gelişip derinleşen, kimi zaman coşkun ve kimi zaman her haliyle sevecen görünümlü bir derviştir. O; düşünmüş, duymuş, inanmış ve bunları sadelikle şiirleştirmiştir. Yunus Emre’nin özgür ve zeki düşüncelerine, birçok din meseleleri ve benzeri kavramlar konu olmuştur. Ayrıca, şiirlerini her dilin anlatamayacağı bir kolaylıkla ve açıklıkla yazmıştır.

Yunus Emre’nin Ölümü ve Sonrası

Konumuzun başında da belirttiğimiz üzere, Yunus Emre 1241 yılında doğmuş ve 1320 yılında hayatını kaybetmiştir. Doğduğu yer ile ilgili tartışmalar ise, Karaman ile Eskişehir’in Sarıköy ilçesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıbnameler ile eserlerinden edinilen bilgilere göre, Taptuk Emre’nin dervişidir. Bektaş-ı Veli’yle olan ilgisi ise Vilayetname eserinden kaynaklanmaktadır. Yunus Emre’nin eserlerinden tasavvuf yolunu seçtiği ve öğrenim gördüğü de anlaşılmaktadır. Ayrıca, Şam ve Azerbaycan’a gittiği, Anadolu kentlerini gezdiği ve Mevlana ile görüştüğü de bu kaynaklar arasında bulunmaktadır.

Yunus Emre, işlemiş olduğu konularla Anadolu’daki Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olmuş, sadece tekke ve halk şiirini değil, divan şiirini de etkilemiştir. Aruz ve hece ölçüleriyle yazdığı eserlerinde sevgiyi temel almıştır. İslam düşüncesi ve tasavvufla beslediği şiirlerinde insanın Allah’la, kendisiyle ve nesnelerle olan ilişkilerini işlemiştir. Ayrıca, yaşadığı dönemin kültürünü ve düşünüş şeklini yalın, akıcı ve konuşulan bir dille ifade etmiştir. Yunus Emre, kendisinden önceki İran şairlerinin eserlerinde geçen ifadelere yeni bir deyiş ve yeni bir öz katmıştır. Bu özelliği ile Alevi-Bektaşi fikirlerini ve tasavvuf düşüncesini de zenginleştirmiştir.

 

Yunus Emre’nin mezarının nerede bulunduğu konusu da tartışmalı bir mevzudur. 1320’de (Miladi takvim) öldüğü biliniyor, fakat mezarıyla ilgili değişik bilgiler bulunmaktadır. Bunlar arasında Karaman, Sarıköy, Bursa, Ortaköy, Keçiborlu, Kula, Ünye, Erzurum, Sivas ve Sandıklı’da bulunan mezarların hangisinin Emre’ye ait olduğu ise maalesef bir sırdır. Konuyla ilgili birçok fikir öne sürülmüştür, fakat hem çok sevilen bazı kişiler için mezar niteliğinde olmayan makamların var olabileceği düşüncesi hem de birden fazla Yunus’un olması bu belirsizliğin açıklaması olabilir. “Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez” diyen, ölümü önemsemeyen ve gönüllerde yaşamayı amaçlayan bir dervişe mezar aramak, zaten gereksiz bir uğraştır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz.
Bu içeriğe henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Eklenenler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 - Patnos - Patnos Haber - patnos.com | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 308 31 55 - 0472 616 31 24 Faks : info@patnos.com